Sınır Koymak Çocuğu Kısıtlamak mı, Güvende Tutmak mı?

“Çocuğuma sınır koyarsam onu üzer miyim?”
Ebeveynlerin sınır koyma konusunda en sık yaşadığı ikilemlerden biri budur. Çocuğunun üzülmesini, hayal kırıklığı yaşamasını ya da kendisine kırılmasını istemeyen ebeveynler bazen “hayır” demekte zorlanabilir. Ancak sınır koymak, çocuğu kısıtlamak ya da onun isteklerini sürekli engellemek anlamına gelmez. Aksine, çocukların kendilerini güvende hissetmelerini sağlayan önemli ihtiyaçlardan biridir.
Çocuklar dünyayı keşfederken aynı zamanda sınırları da keşfederler. “Ne kadar ileri gidebilirim?”, “Bu davranışı yaparsam ne olur?”, “Annem ve babamın kuralları değişir mi?” gibi soruların cevaplarını çoğu zaman davranışlarıyla ararlar. Bu nedenle bir çocuğun sınırları zorlaması, her zaman “inatçı” ya da “söz dinlemeyen” olduğu anlamına gelmez. Çocuk, gelişiminin doğal bir parçası olarak sınırların nerede başladığını ve nerede bittiğini anlamaya çalışıyor olabilir.
Sınırlar neden önemlidir?
Net ve tutarlı sınırlar, çocuklara öngörülebilir bir dünya sunar. Çocuk neyin kabul edilebilir, neyin kabul edilemez olduğunu bildiğinde kendisini daha güvende hisseder. Çünkü sınırlar, çocuğa aslında şu mesajı verir:
“Ben buradayım. Seni görüyorum. Seni koruyacak ve sana rehberlik edecek bir yetişkin var.”
Sınırların olmadığı bir ortam, ilk bakışta çocuk için özgürlük gibi görünebilir. Ancak çocuk her şeyi kendi karar vermek zorunda kaldığında, kaldırabileceğinden fazla bir sorumlulukla karşı karşıya kalabilir. Çocuğun ihtiyacı olan şey sınırsız bir özgürlük değil; yaşına ve gelişimine uygun bir özgürlük alanıdır.
Sınır koymak ceza vermek değildir
Sınır koymak denildiğinde bazen akla sert bir ses tonu, cezalar ya da katı kurallar gelebiliyor. Oysa sağlıklı sınırlar, korkutarak değil; kararlı ve sakin bir şekilde oluşturulur.
Örneğin çocuk oyun süresini uzatmak istediğinde:
“Bir daha tablet istemeyeceksin!” demek yerine,
“Tablet süren bitti. Kapatmak istemediğini biliyorum ve buna kızgın olabilirsin. Ama bugünlük süremiz doldu.” diyebilmek hem duyguyu kabul eder hem de sınırı korur.
Burada önemli olan nokta, çocuğun duygusunu değiştirmeye çalışmadan davranışın sınırını koruyabilmektir. Çocuk üzülmüş, kızmış veya ağlıyor olabilir. Her olumsuz duyguyu hemen ortadan kaldırmak zorunda değiliz. Bazen ebeveyn olarak yapabileceğimiz en kıymetli şey, çocuğun duygusuna eşlik ederken sınırı koruyabilmektir.
Tutarlılık, sınırların en önemli parçasıdır
Bir gün izin verilen bir davranışın ertesi gün tamamen yasaklanması, çocuk için kafa karıştırıcı olabilir. Özellikle çocuk ağladığında, ısrar ettiğinde ya da öfke nöbeti geçirdiğinde sınırın değişmesi; çocuğa “Biraz daha ısrar edersem belki fikrini değiştirebilirim.” mesajını verebilir.
Bu nedenle sınır koyarken mükemmel olmaktan çok tutarlı olmaya ihtiyaç vardır.
Elbette her ebeveyn zaman zaman yorulabilir ve koyduğu sınırı sürdüremeyebilir. Burada amaç kusursuz bir ebeveynlik değildir. Ancak mümkün olduğunca belirlenen sınırların arkasında durabilmek, çocuğun kuralları daha kolay içselleştirmesine yardımcı olur.
Az ama net sınırlar
Çocuklar için uzun açıklamalar ve çok fazla kural çoğu zaman işe yaramaz. Bunun yerine ev içerisinde gerçekten önemli olan birkaç temel sınır belirlemek daha etkili olabilir.
Örneğin:
Kimseye zarar vermiyoruz.
Eşyalarımıza zarar vermiyoruz.
Ekran kullanımının belirli bir süresi var.
Uyku ve yemek rutinlerimize mümkün olduğunca uyuyoruz.
Bu sınırlar çocuğun yaşına göre esnetilebilir ve yeniden düzenlenebilir. Önemli olan, çocuğun neyin beklendiğini anlayabileceği kadar açık olmaktır.
Sınır koymak ilişkiyi zedelemez
Bazen ebeveynler “Hayır dersem çocuğum beni sevmez.” düşüncesine kapılabilir. Oysa çocukların ihtiyacı, her isteklerinin karşılanması değil; ihtiyaç duyduklarında yanında olan, duygularını görebilen ve gerektiğinde güvenle “hayır” diyebilen yetişkinlerdir.
Çocuğunuz koyduğunuz sınıra kızabilir. O an sizi anlamayabilir, ağlayabilir veya itiraz edebilir. Ancak sınır koymak ile sevgiyi geri çekmek aynı şey değildir.
“Seni anlıyorum ama buna izin veremem.” diyebilmek, hem ilişkiyi hem de sınırı aynı anda koruyabilmektir.
Unutmamak gerekir ki; sınırlar çocukların etrafına örülen duvarlar değil, kendilerini güvende hissederek büyüyebilecekleri güvenli çerçevelerdir. Sevgiyle, anlayışla ve tutarlılıkla çizilen sınırlar; çocukların hem bugün hem de gelecekte kendi sınırlarını tanımalarına ve başkalarının sınırlarına saygı duymalarına katkı sağlar.


Yorumlar